Afyonkarahisar Asrî Mezarlık içerisinde olan şehitlik, mezarlıkla birlikte 1933-1936 yıllarında yapılmıştır. Buraya Millî Mücâdele'de ve daha sonra şehit olanlar gömülmüşlerdir. Millî Mücâdele sırasında,24 Temmuz 1922 sabahı Akşehir karargahından havalanarak Afyonkarahisar'ın güneyinde keşif uçuşu yapan, Hava Üsteğmen Pilot Cemaleddin ve Hava Astsubayı Reşit Bahaeddin iki Yunan uçağının saldırısına uğramış, hava çarpışmasında Yunan uçakları düşürülmüştür. Ancak bu arada Türk uçağının cephanesi kalmamıştır. Takviye gelen iki Yunan uçağının saldırısı sonucunda Gazlıgöl civarında düşerek şehit olmuşlardır. Kalabalık bir cemaatin katılımıyla, Mevlevî Camii'nde şehitlerin cenaze namazları kılınmıştır. Cenazeler, önce Kadınana Mezarlığı'na, Kesikbaş Sultan Türbesi yanına gömülmüştür. Kesikbaş Türbesi'nin yakınında ön cephesi demir parmaklıklarla çevrili olan şehitliğin parmaklıklarında iki tane kırık teyyare pervanesi takılı idi. Buradaki şehitlik 1936 yıllarında Asri Mezarlığa nakil olmuştur.
Asrî Mezarlık'taki anıt mezar, ilk olarak Bahaeddin ve Cemaleddin Beyler adına yapılmıştır. Dikdörtgen gövde üzerine piramidal biçimde sarp kayalık üzerinde, kanatları açık uçan bir kartal ve kanadı kırık uçak pervane maketi ile kanatlı ay yıldız şeklinde yapılmıştır. Eski Anıt XX. yüz yıl sonları nda yıkılarak, betonarme olarak yeniden yapılmıştır. Şehitliğin yeşil saha kısmı, ihtiyaç üzerine düzenlenmiş, buraya da yeni şehitler gömülmüştür. Şehitlik kaidesi üzerinde şunlar yazılıdır: "Afyonkarahisar Muharebesindeşehit olan Türk Teyyarecileri cenaze merasimi 25 Temmuz 1338. Kahraman Bahaeddin ve Cemalettin Beyler Gazlıgöl civarında Yunanlılar tarafından teyyaresi sükut ettirilmek suretiyle şehit edilmişlerdir." Buraya gömülen şehitlerin bazıları şunlardır.
Şehitlik, İscehisar-Doğanlar Köyü'nde, Dede Sivrisi Tepesi'nin 1,5 km. kuzey-batısında olup içerisinde 14 şehit mezarı bulunmaktadır. Bu şehitlik, şehitlerin silah arkadaşlarından Giresunlu Hacı Ahmet Halis Asal (R.1318- M.1977) tarafından 1967 yılında yaptırılmıştır15. Daha sonraki yıllarda da şehitlikte bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Burada Kurtuluş Savaşı'nda Sivri Tepeyi düşmandan almak için hücum eden 47. Giresunlular Gönüllü Alayı'ndan şehit olanlar yatmaktadır. Şehitliği yaptıran Asal da vefatından sonra vasiyeti üzerine buraya gömülmüştür. A. Halis Asal'ın verdiği listeye göre bu şehitlikte şu kimseler bulunmaktadır16:
1. Sayca köyü Hasip Hasan oğullarından 1314 doğumlu Ahmet oğlu Dursun.
2. Görele/Daylı Köyü Veli oğullarından 1311 doğumlu Mustafa oğlu Yusuf.
3. Keşap/Küçükgeriş Köyü Yusuf oğullarından 1303 doğumlu Emin oğlu Yusuf.
4. Keşap/Karabulduk Köyü Çiran Hacı oğullarından 1315 doğumlu Şükrü oğlu İbrahim.
5. Dereli/Yavuz Kemal Hapan Köyü Türkmen oğullarından 1314 doğumlu Yusuf oğlu Osman.
6. Bulancak/Ucallı Mahallesi'nden Derviş oğullarından 1314 doğumlu Hüseyin oğlu Niyazi.
7. Keşap/Halkalı Köyü Alaşalvar oğullarından 1317 doğumlu Salih oğlu Abdullah.
8. Hamurlu Köyü Tumbat oğullarından 1309 doğumlu Ahmet oğlu Osman.
9. Tatlılı Köyü'nden Durmuş oğullarından 1316 doğumlu Hüseyin oğlu Nazım.
10. Boz Tekke Köyü Karslı oğullarından 1315 doğumlu Ali oğlu Hasan.
11. Çukur Köyü Sipahi oğullarından 1317 doğumlu Mehmet oğlu Necip.
12. Alınyoma/Balâ Köyü Hallaç oğullarından 1317 doğumlu Osmanoğlu Hüseyin.
13. Kemaliye Köyü Eski oğullarından1315 doğumlu Ahmet oğlu Mustafa.
14. Çiçekli Köyü Topçu oğullarından 1316 doğumlu İlyas oğlu Rasim.
Anıtkaya Şehitliği
Afyonkarahisar Anıtkaya Kasabası'nda olan şehitlik, 13. Alay şehitleri adına yapılmıştır. Burada 12 subay ve 6 er gömülüdür. 1972 yılında bu günkü haliyle yapılmıştır. Eski harşi anıt kitabesinde "Anıtkaya (Eğret) Kurtuluş Savaşımızı eşsiz bir zaferle düğümleyen Kocatepe'den gürleyerek ve coşarak bir sel gibi bu topraklardan Akdenize akıp giden Büyük Taarruzda yoğun düşman kuvvetlerinin içine baskınla dalan ve boğaz boğaza amansız savaşlarla büyük zafer yaratıcıları ve bu uğurda vatanları, onurları ve yurttaşları için canlarını feda eden, sayısız kahramanların şehitliğidir" 28 Ağustos 1972 B. ALPAKAN yazılıdır.Şehitlik kaidesi üzerine de şunlar yazılmıştır: "28 Ağustos 1922 Muharebesinde düşman hattı ricatini keserek arkalarından taarruz eden Türk süvari kolordusunun bu civarda verdiği şehitler adına dikilmiştir. Kendilerine Cenab-ı Hakk'ın rahmeti niyaz olunur." Bu şehitlikte bulunan subay ve erler şu kimselerdir
13. Alaydan Şemdinlili Binbaşı Galip Bey.
13. Alaydan Rizeli Yüzbaşı Hasan Hüseyin.
20. Alaydan Batumlu Üsteğmen Ahmet Nidai.
13. Alaydan Mersinli Teğmen İshak.
13. Alaydan Mersinli Asteğmen Atıf.
20. Alaydan Silifkeli Asteğmen Hüseyin.
20. Alaydan Antalyalı Er Mehmet Köse.
20. Alaydan Aksaraylı Er Mehmet Durmuş.
13. Alaydan Ilgınlı Er Halil Ömer.
13. Alaydan Konyalı Er Mehmet Sait.
13. Alaydan Karacasulu Er Galip Mustafa.
Yıldırım Kemal Şehitliği
Yıldırım Kemal Şehitliği, Afyonkarahisar Sincanlı İlçesi'ne bağlı, eski adı Küçükköy iken Yıldırım ismini alan köyde Tren İstasyonu bitişiğine yapılmıştır. Yıldırım Kemal (Konya'da hastahaneden kaçarak Fahrettin Altay Paşa'nın bulunduğu cepheye gelmiş, paşa onu İkinci Tümen'e göndermiş, bu arada Küçükköy'de muharebe etmekte olan İkinci Alaya katılmıştır.Yıldırım, 27 Ağustos 1922 tarihinde Küçükköy Tren İstasyonu'ndaki Yunan birliklerini ortadan kaldırmak için görevlendirilmiş,
yapılan çarpışmalar sonucunda Küçükköy düşmandan temizlenmiş, ancak Üsteğmen Yıldırım Kemal20 ile dört subay ve 30 er bu arada şehit olmuşlardır. Topluca gömülen şehitlerin mezar ve anıtları 1966 yılında bugünkü biçimde inşa edilmiştir. Şehitlikte 1996 yılında da yeni düzenlemeler yapılmıştır.Anıt mezar taşı kitabesinde, "Bu taş 26-27 Ağustos 1922 muharebesinde Yunan ordusunun hatt-ı ric'atini kesen Türk süvari kolordusunun bu civarda verdiği şehitler namına dikilmiştir. Kendilerine Cenâb-ıHakk'ın rahmeti niyaz olunur. Birinci ve İkinci ve On dördüncü Süvari Fırkalarından
Şehit Zabitler:
Alay 11'den Ayaşlı Rauf Efendi, Alay 2'den Mülazım İzmirli Yıldırım Kemal
5'ten Muhafız Mülazım Bayramiçli Lütfi Efendi, Alay 5'ten Zabit vekili
Kırklarelili Azmi Efendi.
Şehit Erler:
5 nci Kolordu Muhafızından Amasyalı Kamil, Kasım Çavuş, Keskinli Nur Ali,Kayserili Osman Avcı, Alay 3'ten Vanlı Şaban Mustafa, Mehmet, Beyşehirli Sadıkİbrahim, Alay 5'ten Dinarlı Ahmet Ali, Keçiborunlu Rıza Mehmet, Alay 11'denSungurlulu Mehmet Osman, Taşköprülü Şükrü Süleyman, Bolvadinli İbrahim Ahmet,Aziziyeli Mustafa Ali, Ayancıklı Mehmet Şaban, Çankırılı Ahmet Bayram, Ahmet Ömer, Geyveli Ali Mustafa, Sungurlulu Abidin Beşir, Niğdeli Şükrü Ömer,Alay 14'ten Taşköprülü Hüseyin İbrahim, Koçhisarlı Niyazi Murat, Kemahlı Hasan Mevlüt, Mihalçıklı Kamil Ahmet, Çankırılı Mehmet Ahmet, Alay 21'den ÇerkeşliÖmer Mustafa, Yozgatlı Kadir Abdurrahman, Kayserili Ahmet Sadık, Alay54'ten Konyalı Rıfat Hasan, Muğlalı İsmail Milli, Osmanoğlu Hüsnü, BeyşehirliMehmet, Küttap Kamil" yazılıdır. Diğer kitabede de Türkçe olarak "Kurtuluş Savaşı şehidi Sv. Tgm. Yıldırım Kemal 1898-1922"... yazmaktadır.
ÇİGİLTEPE ŞEHİTLİĞİ
Sinanpaşa İlçesinin Çiğiltepe Mevkiinde bulunan bu Şehitlik, Yunanlıların elinde bulunan ve alınması Başkomutan Mustafa Kemal tarafından emredilen Çiğiltepe'yi bildirdiği zaman dilimi içinde alamadığı için görev sorumluluğu ile canına kıyan Albay Reşat Çiğiltepe'nin aziz hatırasını yaşatmak için yapılmıştır.
2004 yılında yolu Afyonkarahisar Valiliğince asfaltlanmış ve Jandarma Komutanlığında müştereken ağaçlandırılmıştır. 2005 yılında da anıt restore edilmiştir. Albay Reşat Çiğiltepe ünlü devlet adamlarından Ziya Paşa'nın oğludur.
Yüzbaşı Agâh Efendi (Kurtkaya) Şehitliği
Şehitlik, Afyonkarahisar-Büyük Kalecik Kasabası'nda Kocatepe'ye tek geçit olan Kurtkaya mevkiindedir. 26 Ağustos 1972 yılında Yüzbaşı Agâhve diğer şehitlerin anısına sembolik olarak yapılmıştır. Şehitlik, en son olarak 2004 yılında yeniden restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır. Şehitlik, bir anıt, bir tören alanı, bir çeşme, bir kitabe ve bir kubbeden ibarettir.
Yüzbaşı Agâh'ın anıt kitabesinde: "Büyük Taarruz 26 Ağustos1922 günü sabah 04.30'da başlamış ve iki saat içinde düşmanın bütün tel örgüleri parçalanarak gün doğmadan zaferin ilk ışıkları Anadaolu'da parlamaya başlamıştır.Başkomutanlık Karargahı'nın bulunduğu Kocatepe'ye tek geçit yeri olan Kalecik ve Kurtkaya bölgeleri Türk ordusu için çok önemli idi ve düşmandan bir an önce alınması ve düşmanın yok edilmesi görevi 12. Tümen 36. Alay 6. Bölük Komutanı 24 yaşındaki Bayburtlu Yüzbaşı Agâh'a verildi.Yzb. Agâh, emrindeki 150 Mehmetçik ve Sinoplu Üsteğmen Feyzullah ile beraber 2500 kişilik düşman tümenine saldırarak büyük bir savaşa başladı. 26 Ağustos öğleden sonra başlayan çarpışmalar 27 Ağustos öğlene kadar sürdü. Düşmanın içine kadar dalan Yzb. Agâhonlara ağır kayıplar verdirerek batı istikametine kaçmalarını sağladı.Büyük bir takviye alan düşman birliği ile çarpışırken Yzb.Agâh100 Mehmetçik ve Üsteğmen Feyzullah ile birlikte şehit düştü. Geriye kalan 50 Mehmetçik ve gelen takviye kuvvetlerimizle düşman bu vadi içinde tamamen yok edildi. Kahraman Yüzbaşı Bayburtlu AgâhEfendi ve arkadaşlarını minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun." Yazılıdır
Büyük Taarruz Şehitliği
Şehitlik, Afyonkarahisar'a 16 km. uzaklıkta, Milli Park karşısındaki Işık Tepe (Sarıkız) üzerindedir. 26-29 Ağustos 1922 tarihlerinde şehit düşen 275 subay ve 2150 Mehmetçik anısına sembolik olarak 1993 yılında yapılmıştır. Şehitliğin giriş bölümünün solunda namazgah, sağda bir şadırvanı, arka bölümünde Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'ün anıtı, anıt kaidesinde taarruza katılan komutanların isimleri, anıtın iki tarafında savaş günlerini anlatan rölyeşer, giriş bölümünde sembolik mermer mezar taşları yer almaktadır. Mezar taşı kitabelerinde şehitlerin memleketi, adı, doğumu ve kaç yaşında şehit oldukları yazılıdı
Cumhuriyet Şehitliği
Cumhuriyet dönemi şehitlerinin bir kısmı Hava Şehitliği'nde, diğer bir kısmı da, şehit ailelerinin yaşadığı yerlerdeki mezarlıklardadır. 1999 yılında, Afyonkarahisar-İzmir yolu üzerinde, şehre 10 km uzaklıkta, hakim bir tepeye şehitlerin anısına sembolik bir şehitlik yapılmıştır. Sonuç olarak, Afyonkarahisar'ın Türkler tarafından fethinden, Osmanlı döneminin sonuna kadar, müstakil şehitlikler görülmemektedir. Ancak şehrin fethi sırasında şehit olduğu düşünülen bazı şahsiyetlerin müstakil mezarları bulunmaktadır. İlk müstakil şehitliklere ise Osmanlı'nın son döneminde rastlanılmaktadır. Millî Mücâdele'de, çeşitli savaşların merkezini teşkil eden Afyonkarahisar'da, Anadolu'nun her yöresinden binlerce insan şehit olmuştur. Şehitlerin anısına, il bazında çeşitli şehitlikler yapılmıştır. Bunların bir kısmı asıl, diğer bir kısmı ise makamdır. Zira, şehitlerin gömüldükleri yerler, geniş alanları kaplamakta, aynı zamanda, kimin nerede gömülü olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bu sebeple onların anısına, savaşın yapıldığı yerlere sembolik şehitlikler yapılmıştır. Bununla birlikte anıtı yapılmayan ferdî ve toplu şehit mezarlar da bulunmaktadır.
Dünya üzerinde önemli bir konumda bulunan Anadolu'nun, stratejik öneme sahip köprüsü konumundaki bir noktasında yer alan Anadolu'nun kilidi Afyonkarahisar ili de coğrafi konumu nedeniyle Anadolu'yu yurt edinmiş birçok kavmin yerleşerek yaşamlarını sürdürdüğü, kendi kültürlerini yerel kültürlerle yoğurarak yeni kültürler ortaya çıkartıp medeniyetlerin gelişmesine katkıda bulunarak önem kazanmış ve bu önemi günümüze kadar kaybetmeden korumuştur.
Binlerce yıl önce insan zekası ve becerisinin birer göstergesi olarak inşa edilen ve dünyada eşi benzeri olmayan insanlığın ortak hafızası durumundaki kültür varlıkları ile doğanın mucizesi olan doğal varlıkların incelenmesi, insanlığa tanıtılarak kültürel kaynaşma yoluyla insanlığın barışına hizmet yolunda bir adım olması bakımından önemlidir.
Frigler'in Anadolu'ya gelmelerinden binlerce yıl öncesinde, Çatalhöyük'te olduğu gibi Anadolu'da filizlenmiş ve yeşermiş, dünya uygarlıklarının gelişmesine ve söylenilenlerin aksine ilham kaynağı ve örnek olmuş uygarlıklar yer almıştır. Bu uygarlıklarla birlikte Anadolu'nun bereketini ifade edebilecek ve bereketle özdeş bir tanrıça olan Ana Tanrıça / Matar Kubile kültü oluşmuştur. Frigler ve diğer uygarlıklar da "bereket"in, yaşamın sürekliliği bakımından öneminin bilincinde olarak bu kültü devam ettirmişlerdir. Yaşamın sürekliliği için önemli olan verimli topraklar ve savunmaya uygun dağlık bölgelerin varlığı Frigler'in Afyonkarahisar ili ve çevresinde yerleşmelerine ve siyasal egemenliklerini yitirdikleri dönemde bile bin yılı aşkın bir süre kültür geliştirmelerine uygun ortam oluşturmuştur. Bu döneme ait kültür varlıklarının büyük bir kısmı zaman içerisinde gerek doğal gerekse kendini bilmez kişilerin tahribatları sonucunda yok olmuş ya da zarar görmüşlerdir. Ancak halen çevremizde gördüğümüz Frig eserleri, kendilerinden önceki ve sonraki uygarlıkların oluşturdukları kültürel miraslar ile birlikte topraklarımız üzerinde güneş gibi parlamaya, Anadolu'nun kültür ocağı olduğunu tüm dünyaya haykırmaya devam etmektedirler.
Afyonkarahisar, Kütahya ve Eskişehir illeri arasında kalan bölümde yer alan Frig Vadisi'nin tarihi, doğal ve kültürel dokusunun üç ilin ortak projesi olarak ele alınıp tanıtılmasının gerekliliği nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın koordinasyonunda üç ilin Valiliklerince çalışmalar başlatılmıştır. Bu kapsamda Afyonkarahisar Valiliği de bizzat Afyonkarahisar Valisi'nin talimatlarıyla ve himayelerinde, Acil Durum Yönetimi ve Bilgi İşlem Merkezi'nde (ADUYBİM), ilimiz resmi kurumlarında çalışan personellerin katılımıyla bir çalışma grubu oluşturmuştur. Çalışma grubu Frig Vadisi'nin ilimiz sınırları içerisinde kalan bölümünde öncelikle saha çalışmaları yapmış, saha çalışmalarının tamamlanmasından sonra elde edilen verilerin değerlendirilmesi çalışmalarını yapmıştır. Bu kapsamda yapılan iş ve işlemler, öncelikle ilimiz sınırları içerisinde bulunan tarihi, kültürel ve doğal varlıkların bilimsel esaslara uygun olarak belirlenmesi, sınıflandırılması, tescil durumlarının belirlenmesi, korunması ve tanıtılması sürecinde ilin ekonomik ve sosyal boyutlarının da belirlenerek; ulaşım, konaklama ve etkinlikler ile birlikte turizm potansiyelin ortaya çıkarılması, mevcut eksikliklerin belirlenerek ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde bölgenin ekonomiye kazandırılmasına ilişkin kriterleri kapsamıştır.
Sonuç olarak insanlığın ortak mirası olan doğal, kültürel ve tarihi zenginliklerin gelecek kuşaklara ulaşmasının sağlanması, Frig Vadisi Kültür Envanteri'nin oluşturulması, Anadolu'nun genelinde gözlemlenen kültürel sürekliliğin vadi sınırları içerisinde de olduğunun gözler önüne serilmesi ayrıca tanıtım etkinlikleri sonucunda oluşan kültür turizmi hareketlerinden elde edilen turizm gelirleri ile ilimizin, bölgemizin ve ülkemizin sosyal, kültürel ve ekonomik alanda gelişmesi hedeflenmektedir. Sitemiz bu çalışmaların sonucunda oluşturulmuştur
Mermer tarihin ilk çağlarından itibaren Afyon için önemli bir ekonomik madde olmuştur.
Mermercilik son yıllarda farkına varılmaya çalışılan, gelişen ülkemizde kullanım alışkanlığı ve yaygınlığı artan konumdadır. Özellikle İscehisar ilçemizdeki mermer fabrikaları, yurt içi ve yurt dışı mermer ticaretiyle ilimiz ve ülkemiz için önemli bir konumdadır.
Türk mermerinin içerde ve dışarıda tanınmasıyla mimaride estetik ve tabii malzeme olarak kıymeti kavranmıştır. Turistik tesislerde çevre tanzimi,şehirlerde peyzaj mimari anıt ve süslemecilikte kullanımıyla estetik kazandırmaktadır. Mermer yekpare kullanıldığı gibi bakır, alüminyum, metal, ahşap çini, mozaik ve çelikle kullanımı sonucunda değişik şekilde de kullanıldığı yere otantik görünüş sağlamaktadır.
Hediyelik eşya ve el sanatlarında ocak, lavabo, mutfak tezgahı, masa ve masa üstü sehpa (yuvarlak, oval, elips, dikdörtgen, kare, asimetrik) süs ve büro malzemesi, satranç takımı, abajur, aplik, avize, saksı, vazo, metalli ve metalsi sigara küllüğü, şekerlik, fincan, likör takımı, çerçeveler, kurnalar ve daha çok çeşitli eşyalar üstün kabiliyetli ustalar eliyle şaheserler yapılmaktadır.
Afyonkarahisar ilinin bulunduğu toprakları ilkin Hitit İmparatorluğu'nun sınırları içinde görüyoruz. Sonra Frig ve Lidya'lılara geçen bölge, M.Ö.6. Yüzyılda tüm Anadolu ile birlikte Pers egemenliğine geçiyor. Büyük İskender ile Makedonya İmparatorluğuna katılan topraklar, onun ölümünden sonra parçalanıyor. İskender'in generalleri Anadolu'ya paylaşmak için savaşa girişiyorlar.
Bundan sonra Afyonkarahisar topraklarında Selevkos ve Bergama Krallığı hüküm sürmekte. Roma İmparatoru I.Kanstantin zamanında, yöre Roma'ya bağlanıp halkı Hıristiyanlaştırılmaya çalışılıyor. Roma'nın ikiye ayrılmasından sonraki dönemde bölgeyi Bizans'ın egemenliğinde buluyoruz. M.S. 5. Yüzyılda Bizans İmparatoru Zenon, Afyonkarahisar yöresinde, Sasani'lerle savaşa tutuşuyor. 7. Yüzyılda Müslümanlığın birleştirdiği Arapların gözü Bizans'ın başkenti İstanbul'da. Bizans başkenti almak için yola çıkan Araplar, 739 yılında Afyonkarahisar kapılarına kadar geliyorlar. İslam inanışına göre; Battal Gazi, Bizans'la yapılan bu savaşlar sırasında şehit düşmüştür.
1071 zaferinden sonra Anadolu Türklere açılmış, Kutalmış oğlu Süleyman Şah emrindeki Türkler, tüm Batı Anadolu'yla birlikte Afyonkarahisar yöresini de fethetmişlerdir. Bizansı korumak ve kutsal toprakları geri almak isteyen Batı devletlerinin orduları, I. Haçlı seferiyle kısa bir süre yeniden Türklere katılması Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat dönemine rastlar. Keykubat, Afyonkarahisar'a ayrı bir değer vermiş, kenti onarttırıp, kalesini yeniden düzenletmiştir.
13. yüzyılın sonlarına doğru Afyonkarahisar, Türk beylikleri arasında güçlü bir durumda bulunan Germiyanoğulları'nın buyruğuna girmiştir. Yıldırım Beyazıt'ın 1390 yılında Osmanlı topraklarına kattığı Afyonkarahisar, O'nun 1402'de Timur'a yenilmesinden sonra yeniden Germiyanoğullarına verildi. Osmanlıların kısa sürede kendilerini toparlayıp, güçlenmeleri Germiyanoğulları'nın barışçıl yollar aramasına neden oldu. Devrim Sultan, Osmanlı sarayına gelin verildi. Germiyanoğlu 2. Yakup'un ölümünden sonra da, bu beyliğin tüm topraklarıyla birlikte Afyonkarahisar da Osmanlılara katıldı. O yıllarda adı Karahisar-ı Sahip olan Afyonkarahisar ve yöresi, İmparatorluğun 14 sancağından biri durumuna girdi. Anadolu beylerbeyliğine bağlı olan sancağın merkezi Kütahya idi. Tanzimattan sonra Hüdavendigar Valiliği kurulunca beş sancakla birlikte Afyonkarahisar'da bu merkeze bağlandı. 1971'edeğin Bursa'ya bağlı mutasarrıflık olan Afyonkarahisar, bu tarihte, bağımsız mutasarrıflığa dönüştürüldü.
XVII. yüzyılda Celali isyanları, 1833 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa istilasıyla kara günler yaşayan Afyonkarahisar, en karanlık günleri 1921'deki I. Dünya Savaşı sonuyla, Kurtuluş Savaşı sonu arasında yaşadı. I. Dünya Savaşı sonrasında bütün Batı Anadolu kentleri gibi Afyonkarahisar da Yunanistan tarafından istila edildi. 28 Mart 1921'de kente giren Yunan birlikleri bilinemeyen bir nedenle 10 gün sonra çıkıp gittiler. 13 Temmuz 1921'de yeniden girdikleri kentte 1 yıl 1 ay 25 gün kaldılar. Afyonkarahisar, Büyük taarruzun ikinci günü 27 Agustos 1922'de düşman işgalinden kurtuldu. İşgal sırasında harabeye çevrilen kent, bozguna uğramış düşman ordular tarafından iyice yakılıp, yıkıldı. Büyük Taarruzun en büyük savaşları Afyonkarahisar ve Kütahya illerinin sınırlarında yapılmıştır. Mustafa Kemal'in yönettiği, Kocatepe Savaşı olarak bilinen ve Türk ordularına zaferi müjdeleyen, ünlü savaş da Afyonkarahisar ili sınırları içinde gerçekleştirildi. Türklerin 1. ordusuyla 2. ordusu arasında sıkıştırılan düşman birlikleri burada yok edildiler. Bu nedenle Afyonkarahisar, Kurtuluş Savaşımızın simgesi olmuş kentlerimizden biridir.
AFYONKARAHİSAR
İlin Adı
Afyonkarahisar adında geçen "afyon", Latince'de tıpta ilaç yapımında kullanılan haşhaş bitkisinin özsuyu için kullanılan "opium" kelimesinin zamanla yazılış ve söylenişte değişikliğe uğramış halidir. "Opium" kelimesi, "afium", "afiom", "afion"dan sonra "afyon" haline gelmiştir.
Yaklaşık 3 bin 350 yıllık tarihe sahip olan "Karahisar Kalesi" de şehrin güneyinde, yerden 226 metre yükseklikteki trakit bir kaya kütlesi üzerinde bulunmaktadır. Kaleyi Hitit Kralı 2. Murşil MÖ 1344'teki Arzava Seferi sırasında askerlerine sığınak olarak yaptırmıştır ve kale Hapanova Kalesi (Yüksek Tepe Şehri) adıyla anılmıştır. Frigler döneminde Hapanova Kalesinin eteklerine bir köy olarak kurulan şehrin bilinen klasik çağlardaki en eski adı Akronio'dur. Romalılar döneminde bu adın gerek paralar üstünde gerekse Latince kitabelerde ve diğer kaynaklarda Akronium şeklinde yazıldığı anlaşılmaktadır. Akrones, Akroenos, Latince şeklinin halk arasında ve daha sonra Bizanslılar döneminde değişmiş şeklidir.
Malazgirt Savaşından sonra Sultan I. Mesut'un emri ile Akronium Kalesi'nin eteklerine Karaşar Türkleri yerleşmiş ve daha sonra kaleye Karahisar adı verilmiştir. Karahisar ve yöresi, Selçuklu Veziri Sahib Ata Fahreddin Ali'nin "Sahip" unvanı nedeniyle "Karahisar-ı Sahip" olarak anılmıştır. Karahisar-ı Sahip "Vezirin Karahisarı" anlamına gelmektedir.
İlin adı Osmanlı arşivlerinde de "Karahisar-ı Sahip" olarak geçmekte, bu dönemde Afyonkarahisar adının yöresel olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren ise "Afyonkarahisar" olarak anılmış, Atatürk Nutuk'ta da 34 ayrı yerde Afyonkarahisar adını kullanmıştır.
İKLİMİ ;
İç Anadolu'nun tüm yörelerinde olduğu gibi Afyonkarahisar ilinde de kara iklimi hüküm sürer. Ancak bu kara ikliminin yanı sıra Ege Denizi'nden gelen ve iklime az da olsa yumuşatan hava akımlarının etkisi altındadır. Afyonkarahisar iklimi yazları sıcak ve kurak, baharları ılık ve yağışlı, kışları soğuk ve kar yağışlı olarak tanımlanır. 1015 metre yüksekte kurulu Afyonkarahisar kentinin yıllık ortalama ısısı 11.2 derecedir. En soğuk ay ortalaması 0.3 derece olan ilin en sıcak ay ortalaması 22.1 derecedir. Kaydedilen en düşük ısı 30 Aralık 1948'deki 27.2 derecedir. 14 Ağustos 1953 gününde ulaşılan 37.8 derece de, ilin rekor sıcaklığıdır. Baharların yağmur, kışların kar yağışlı geçtiği Afyonkarahisar ilinin yıllık yağış ortalaması 461 mm.'dir. Yazın, özellikle Ağustos ayında görülen yağışlar, sağanak biçimde olup, il'e yarar değil, zarar verir. Bu özellik dışında yazlar kurak ve sıcak geçer.
Afyonkarahisar Ege bölgesinde olmasına rağmen Ege iklimiyle bağdaşmaz. Yükselti ve denizden uzaklık
sebebiyle Afyonkarahisar'ın iklim şartlarında İç Anadolu iklimine benzerlik görülür. Daha çok kışları soğuk ve kar yağışlı, yazları sıcak ve kurak bir step iklimi görülür. İlkbahar ve sonbaharda yağışlar yağmur şeklindedir. En sıcak ay ortalaması 22,1 derece, en soğuk ay ortalaması 0,3 derecedir. Afyonkarahisar'da günümüze kadar rastlanan en düşük sıcaklık - 27,2 derece (30.12.1948), en yüksek sıcaklık ise 39,8 derecedir (29.07.2000).
Afyonkarahisar'da sıcaklığın sıfır dereceye düştüğü günlerin, yani don olayı görülen günlerin sayısı 94'tür. Afyonkarahisar'da yıllık yağış miktarı 455 mm.dir. İlde yıllık ve günlük sıcaklık farkları yüksektir. Afyonkarahisar'da meteorolojik gözlemlere 1929 yılında başlamıştır. İl Merkezinde bir gözlem istasyonu vardır
Konumu ve Ulaşım
Afyonkarahisar Ege Bölgesinin İçbatı Anadolu Bölümü sınırları içinde kalan ve toplam yüzölçümü 14.570 km2 olan bir ildir. Kuzeyde Eskişehir, doğuda Konya, batıda Uşak, güneyde Burdur, kuzeybatıda Kütahya, güneydoğuda Isparta, güneybatıda Denizli ile komşudur. Denizden yüksekliği 1.034 m. olan Afyonkarahisar'ın merkez ilçe ile birlikte 16 ilçesi vardır. Afyonkarahisar il sınırları Ege, Akdeniz ve İç Anadolu Bölgeleri olmak üzere üç bölge üzerindedir.
Afyonkarahisar kara ve demiryollarının ülkemizi doğudan batıya, kuzeyden güneye bağlayan bölgelerarası bir kapı konumundadır. Önemli kara ve demiryollarının kesişme noktasında yer alan ve coğrafi konum itibariyle birçok bölgeyi birleştiren özelliği nedeniyle Afyonkarahisar'a ulaşım da kolaydır. Afyonkarahisar'ın bazı önemli bazı şehirlerimize olan uzaklığı şöyledir: Afyonkarahisar-İstanbul arası 457 km., otobüsle yaklaşık 6 saat; Afyonkarahisar-Ankara arası 257 km., otobüsle yaklaşık 3 saat; Afyonkarahisar-İzmir arası 325 km., otobüsle yaklaşık 5 saat, Afyonkarahisar-Antalya arası 287 km., otobüsle yaklaşık 3.5 saat, Afyonkarahisar-Konya arası 230 km., otobüsle yaklaşık 3 saat.
Afyonkarahisar, konumu ve geçmişte yapılan yatırımlar sonucunda bugün demiryolu açısından son derece şanslı bir durumdadır. Afyonkarahisar il merkezi 4 ayrı demiryolu hattının birleştiği noktada bulunan tek il merkezidir. Afyonkarahisar'a ülkemizin pek çok ilinden demiryolu ile ulaşım da mümkündür.
BİTKİ ÖRTÜSÜ ;
Afyonkarahisar'ın tabiî bitki örtüsü kara ikliminin elverdiği kuru orman topluluklarıdır. Dağlık alanlarda varlığını sürdürmekte olan bu ormanlar düzlüklerde tamamıyla ortadan kaldırılmıştır. Ormanların yok edilmesi sonucu İlin ovalık alanları bozkır görünümünü almıştır. İlin kuzey ve batısındaki yüksek dağlık kesimler Karaçam ve Ardıç ormanlıklarının yayılma alanlarıdır. Burada ormanın üst sınırı 1800-1900 metrelere erişir.
Ovalar tamamen açıktır. Ovalarda akarsu boylarında söğüt ve kavak ağaçlarına, durgun su kıyılarında ise kamışlara rastlanır.
Afyonkarahisar çevresinin bitki örtüsü daha çok step özellikleri gösterir. Topraklarının % 14,6'sı ormanlıktır. Plâtolar ve yaylalar daha çok bozkır bitkileriyle kaplıdır.
Milli Mücadele'de Yeri
"Afyonkarahisar, son büyük zaferin kilidi oldu, esası oldu. Afyonkarahisar, tarihi mücadelemizde unutulmaz parlak bir sayfaya malikdir." Gazi Mustafa Kemal Atatürk (Afyonkarahisar 21 Ekim 1925)
Afyonkarahisar, Milli Mücadele sürecinin başından sonuna kadar askeri ve lojistik pek çok durumda önemli roller üstlenmiştir. Bulunduğu konum nedeniyle demiryolu ulaşımında önemli bir yeri olan Afyonkarahisar, bu dönemde İngiliz, Fransız ve İtalyan ve daha sonra da Yunan askeri birlikleri tarafından işgal edilmiştir. Afyonkarahisar, Yunanlılar tarafından 2 kere işgal edilmiş, 2. işgal Büyük Taarruz'a kadar devam etmiştir. Afyonkarahisar 20 Ekim 1920'den sonra Batı Cephesi Karargahı olmuştur.
Milli Mücadele sırasında, 2 Ağustos 1920'de Afyonkarahisar Kongresi toplanmıştır. Kongreye Mustafa Kemal başta olmak üzere Konya, Uşak ve Nazilli Müdafaa-i Hukuk Derneği temsilcileri katılmıştır. Afyonkarahisar Kongresi sonunda daha önceki kongrelerde sözü edilen otonomi tezi reddedilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi hukukuna girilmiştir. Afyonkarahisar Kongresi Batı Anadolu kongreler sisteminin sonuncusudur.
Afyonkarahisar, Milli Mücadele yıllarında Kuvayi Milliye'nin hasta ve yaralı askerlerinin tedavi edildiği merkezlerden birisiydi. Trenle taşınan hasta ve yaralılar Afyonkarahisar ve diğer merkez olan Denizli'de tedavi edilmiştir. Afyonkarahisar'daki hastanenin bir bölümü daha sonra Alaşehir'deki ihtiyaç nedeni ile buraya taşınarak hizmet vermiştir. Hastanelerin ilaç ihtiyacı da Afyonkarahisar Sıhhiye Deposundan karşılanmıştır. 12. Kolordu'nun merkezi Afyonkarahisar'a alınmış, bu kolordu için savaş koşullarında önemli bir yeri olan hayvan hastanesi de bir süre Bolvadin'de yer almıştır. Daha sonra da Dinar'da böyle bir hastane kurulmuştur.
Başkomutan Mustafa Kemal, 26 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz'u, Afyonkarahisar'ın merkez ilçesine bağlı Büyük Kalecik kasabası sınırları içinde yer alan 1.874 rakımlı Kocatepe'den başlatmış ve günümüzde de varlığını sürdüren siperden bizzat sevk ve idare etmiştir. Kocatepe'ye, Milli Savunma Bakanlığı tarafından 1953 yılında Milli Savunma Bakanlığı'nca anıt yapılmış ve üzerine yazıt konulmuştur. Kültür Bakanlığı da 1993 yılında Atatürk Anıtı ve çevre düzenlemesi yapmış ve Kocatepe ziyarete açılmıştır. Bronzdan yapılan Atatürk Anıtı 4 ton ağırlığında ve 7.5 metre yüksekliğindedir.
Mustafa Kemal Atatürk, Milli Mücadele'den sonra 31 kere Afyonkarahisar'a uğramış, 11'inde şehri gezerek incelemelerde bulunmuştur.
TURİZM ;
İlimiz, binlerce yıllık medeniyetlerin kültür ve sanatını yansıtan arkeolojik kalıntılarıyla, asırlık yapılarıyla, milyonlarca yılda oluşmuş mağaralarıyla, termal zenginlik ve tabiat güzellikleriyle, ören yerleriyle yüzyıllardır alın teri ve göz nuru ile süre gelen el sanatlarıyla, peri bacalarıyla, açık hava tapınaklarıyla ve mutfağıyla turizm potansiyeli fazla olan bir yöremizdir. İlimiz, yerli ve yabancı turistler için "deniz dışında" aranan pek çok tarihî ve tabiî güzelliklerin bulunduğu bir turizm cenneti konumundadır. Ancak İlimizin çağdaş turizm sektörünün yaratmış olduğu imkânlardan tam anlamıyla yararlanabildiğini söyleyemeyiz. Bunun başlıca sebeplerinden biri, İlimizin geçici tur güzergâhı üzerinde olmasıdır. İkinci sebep ise toplumda turizm bilincinin tam olarak oluşmaması, çağdaş turizm sektörünün ihtiyaç duyduğu yatırımlara yönelinmemiş olunmasıdır. Son yıllarda turizmin yıl boyunca yoğunluk kazanması için Turizm Bakanlığınca, turizmi çeşitlendirme politikası uygulanmıştır. Turizm çeşitlerinden en önemlisi olan "TERMAL TURİZM" faaliyetini yıl boyu sürdürebilmektedir. Afyonkarahisar, Türkiye'de kaplıca ve ılıca yönünden sayılı iller arasındadır. Bu sebeple son yıllarda fertler ve şirketler ve kooperatifler termal turizme yönelik yatırımlara yönelmişlerdir. Yapılan ve yapılacak olan bu yatırımların sonunda Afyonkarahisar turizmde hak ettiği yerini alacaktır. Kaplıcaları, zengin Tabiat yapısı, tarihî eserleri, alternatif turizm çeşitliliği, kültür ve inanç turizmi festival ve şenlikler gibi çeşitli turizm değerlerine sahip olan Afyonkarahisar, Anadolu'nun batı yakasında bir kavşak noktası olup, doğuyu batıya, kuzeyi güneye bağlayan tabiî bir kapı konumundadır. Bu yüzden turizm potansiyeli yönüyle ülkemizin sayılı illeri arasındadır.
Afyonkarahisar ilinin turizm potansiyelini aşağıdaki başlıklar altında toplayabiliriz:
A- Turizm Merkezleri
B- Termal ve Kaplıca Turizmi(Sağlık Turizmi)
C- Kültür Turizmi
D- Tabiat Turizmi ve Tabiî Güzellikler
E- Festival ve Şenlikler
F- Alışveriş Merkezleri
G- Turizm İşletmesi Belgeli Tesisler ve Seyahat Acentaları
TERMAL TURİZM MERKEZLERİ ;
İlimizde, Turizm Bakanlığı tarafından Turizm Merkezi ilân edilmiş 4 adet Turizm Merkezi vardır.
o O º(`'·.,(`'·., www. djkursat.com,.·''),.·'')º O o°
Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun- Biz seni, bize Alemlere Rahmet Resûl olarak veren Allah için çok sevdik… Biz seni, yüzünü hiç görmeden sevdik… Biz seni, içimizdeki bütün eksikliklere, usurlarımıza rağmen sevdik… Biz senin yetimliğini, biz senin ümmiliğini, biz senin arkadaşın Cebrail melekten okumayı öğrenmeni çok sevdik.
-Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun- Biz seni, bize Alemlere Rahmet Resûl olarak veren Allah için çok sevdik… Biz seni, yüzünü hiç görmeden sevdik… Biz seni, içimizdeki bütün eksikliklere, kusurlarımıza rağmen sevdik… Biz senin yetimliğini, biz senin ümmiliğini, biz senin arkadaşın Cebrail melekten okumayı öğrenmeni çok sevdik. Sen bize, Allah’ın sözünü okuyan ve öğreten başöğretmenimizsin… Sen bize Allah’a inanmanın ardından meleklere inanıp onları sevmekten geçtiğini söyledin. Biz, yüzünü hiç görmediğimiz bu latif dostları da sırf sen anlattığın için sevdik… Sonra Allah’a imanın, O’nun Kitaplarına inanmak ve Kitaplarını sevmekten geçtiğini de söyledin. Kitapları sevmemiz, okumamız bundandır. Sen, bize Allah’a inanmanın O’nun elçilerini sevmek ve aziz tutmaktan geçtiğini de anlattın. Adem’i, Nuh’u, Davud’u, İbrahim’i, Musa’yı, İsa’yı ve diğer peygamberleri de senin yani Muhammed Mustafa (sav)’nın bir öncesi olarak, ilahi öğretinin anlatıcıları ve insanlığın öğretmenleri olarak çok sevdik, ayırmadık... Ahirete yani sonralara da inandık, sen anlattın, razı olduk, teslim olduk, görmediğimiz, bilmediğimiz, hiç işitmediğimiz ahiret, yani ölümden sonraki hayatlarımızın bilgisi, her an omuzlarımıza asıldı o günden sonra… Hesap vereceğimizi, kimsenin ah’ının kimsede kalmayacağı bilgisini, bizlere tane tane anlattığın günden beri, bizim omuzlarımız bükük kaldı, böbürlenemedik… Yani biz bütün korkularımız, bütün çaresizliklerimiz, bütün hatalarımıza rağmen kötülüğün değil, iyiliğin yanında durmanın şeref olduğunu da senden öğrendik… Biz, bir kader içinde döndürülüp durduğumuzu ve hayrın da şerrin de Allah’tan geldiğini, senden duyduğumuz gün öğrendik: Sığınmayı, duayı ve gücünü… Biz Allah’a sığınmaktan başka çaresi olmayanlar, seni bu yüzden çok sevdik; zira sen her zaman Allah’a sığındın… Bedir Gazası’nda ellerini açıp gayretle dua ederken, o kadar sığınıp aman istiyordun ki Rabbinden, hırkan omuzlarından yere düştü… İşte yere düşen o hırka yüzünden seni çok seviyoruz… Biz senin konuşmalarındaki o kibarlığı ve bizlere pek düşkün o hal hatır soruşlarını, biz senin herkes uyuduktan sonra ayak uçlarında uçarcasına gezinerek üstlerimizi örten hallerini, biz senin kahkahadan uzak ama hep mütebessim aydınlık yüzünü çok sevdik… Biz senin, gülümseyen olduğu halde her nasılsa aynı anda hep mahzun bakan gözlerini… Biz senin hep en öndeyken bile, o hep kendini gerilere çeken, ayakta ve buyurun diyen hallerini… Az yemelerini, az uyumalarını, evinde tütmeyen ocağına rağmen bulduğun bir tek hurmayı götürüp yetimlere bağışlamanı… Biz senin çocukları çok sevmeni, onlara kıyamayışlarını, çocuklarla oynamanı, ellerinden tutmalarını da çok sevdik… Biz senin zor zamanlardaki inanç ve cesaretine de aşık olduk… Sen, La İlahe İllallah’ı hiçbir şeyle değişmeyen, sen bir eline güneş, diğerine ay verildiği halde inandığı Hakk Yolu’ndan dönmeyensin… Sen, ümmetine karşı çok merhametli, onlar için yüreği hep tetikte ve duası hep diri, gayreti azim olansın… Sen bizim, annesini kaybeden küçük çocuklar gibi kalabalıklarda kaybolmamıza asla müsaade etmeyen… Azgın fırtınalarda bile omuzlarımızdan tutup çeken… Sen bizi feveranlar ve sarsılmalar sırasında beline dolayan… Sahip çıkan, bendendir onlar diyen… Sen bizden vazgeçmeyen, sıkı sıkı saran… Sen bize yönelen ateşe bağrını açarak duran… Sen bizi bekleyen, sen bizi asla bırakmayan, sevgisinde sebatlı, tahammülünde kararlı ve umutlu, sen sevdiğinden dönmeyensin… Biz senin bizi sevmelerini sevdik… Biz senin ahir zaman garipleriniz… Garipleri sevmeni sevdik… Ridası kendini örtmeye yetmeyen Şehid Musab’ın başında ağlayışını… Köle Bilal’e arkadaşımdır demeni… Mescidini süpüren o kimsesiz ve garip zenci kadının -hani ölmüştü de kimselere duyurmadan defnedivermişlerdi onu- kimseciklerin fark etmediği o kayıp ruhun eksikliğini, sorup soruşturup izini sürmelerini, o emektara dua etmelerini… Kuşu ölen mahzun çocuklara hal hatır edip gönül almalarını… Bayram şenliklerine ve oyunlara katılamayan yetim çocuklara evladım olur musun deyişlerini… Kör olduğu için hep geriye atıldığına üzülen Ümmü Mektum’a cihadın sancağını taşıma görevi vererek onu nasıl öne çıkarttığını… Hatırlayarak sana bir kere daha aşık oluyoruz Ya Resûlallah! Sen kimsesizlerin kimsesisin! Dünyanın bütün garipleri, seninle şereflendi. Sen; haysiyetin, merhametin, nezaketin, temizliğin ve masumiyetin peygamberisin… Bu canlar sana feda olsun! Seni sevmek şereftir bize!
Sucuk, ülkemizde sevilerek tüketilen ve üretimi çok eskilere dayanan geleneksel bir et ürünüdür. Sucuk üretiminde ülkemizde, sığır, koyun ve manda etleri veya bu etlerin belirli orandaki karışımları kullanılagelmektedir. Sucuk ve benzeri et ürünlerinin üretiminde kullanılacak etler öncelikle toz, şeker ve nitrit gibi kürleme maddeleri, çeşitli baharat ve sarımsak ile kıyılır. Dah sonra kılıflara doldurulan bu karışımın fermantasyon ve kuruma aşamaları geçirmesiyle sucuk elde edilir.
Ülkemizde sucuk denilince akla “Afyonkarahisar Sucuğu” gelmektedir. Sucukçuluk, Afyonkarahisar’da uzun yıllardan beri yapılmaktadır. Sucuk imalinde kaliteli et kullanıldığından çok tercih edilen lezzetli sucuklar Afyonkarahisar’da üretilmektedir.
Değişik Afyonkarahisar Patentli sucuk markalari kaliteleri ile kendilerini ispatlamışlardır
SUCUGUN YAPILIŞI;
Malzemeler:
2 Kg Sığır Eti
3 Metre Bağırsak
1 Çorba Kaşığı Sucuk Baharatı
10 Diş Sarmısak
1 Çorba Kaşığı Kimyon
2 Çay Kaşığı Yenibahar
1 Çorba Kaşığı Karabiber
1Çay Bardağı Tuz
Yapılışı:
Sarmısakları ezin ve baharatlarla tuzu titizlikle tartın. Etin hoşunuza gitmeyen kısımlarını temizleyin ve eti küçük parçalara doğrayın. Etteki yağ oranı yüzde 15 olmalıdır. Sarmısak, tuz ve baharatları ekledikten sonra eti, kıyma makinasından iki defa geçirin. Bu karışımı iyice yoğurup 12 saat kadar buzdolabında dinlendirin. Tadından emin olmak için bir parça pişirip deneyebilirsiniz. Gerekirse sucuğun tadında değişiklik yapabilirsiniz.
Bağırsakları 10-15 dakika bol su içinde yumuşatın. Et makinesine sucuk hunisi monte edin ve bağırsakları huninin dışına sıvazlaya sıvazlaya geçirin ve ucunu bir iple sıkıca bağlayın. Sucuk içini tekrar yoğurduktan sonra makineye verin, bağırsak bir sucuk büyüklüğüne geldiğinde makineyi durdurup tekrar sıkıca bir düğüm daha atın. Aynı işlemi diğer sucuklara da yaparak devam edin. Daha sonra sucukları bez arasında bir tepsiye yerleştirin ve serin bir yerde 12 saat dinlendirdikten sonra terini silin. Gölge ve serin bir yerde, birbirine değmeyecek şekilde asarak kurutun. Sucuk yapımı sırasında sucuk baharatı bulamazsanız karabiberin ve kimyonun miktarını bir kat artırabilirsiniz.
VE İŞTE HAŞHAŞ
Haşhaş bitkisinin üretiminin çok eski zamanlardan beri yapıldığı bilinmektedir.Milattan 5 bin yıl önce, Sümer'lerin lisanından Haşhaş'ın mevcudiyetine dair deliller mevcuttur. Asuri kabartmalarında da haşhaş resimleri görülmektedir. Bazı iddialara göre haşhaşın ana vatanı Orta Asya yani Türkistan dır. Ancak Anadolu'da ve özellikle Afyon dolaylarında bulunan, Etiler döneminden kaldığı iddia edilen taş kabartma ve hatta paralarında haşhaş resimleri bulunmaktadır. Bu eserler Afyon müzesinde mevcuttur. Şehrimizin ismi de bu bitkiden gelmektedir. Haşhaş bitkisinin nasıl yetiştirildiğini ilk defa tarif eden The Ophrastus'tur. (M.Ö 287-372 ). Afyonun ne şekilde kullanıldığını ise aynı asırlarda yaşayan Diogoras izah etmiştir.Tababette kullanıldığını M.Ö 123-63 senelerinde yaşamış Pontus Hükümdarı Büyük Midridat'ın Afyon'dan yaptığı ilaçta bilinmektedir. Bu ilaç 130 yıl sonra Pontus Hükümdarı Neros'un hekimi Andramak tarafından geliştirilerek adına 'Tiryak' denilmiştir. Çok kıymetli olan bu ilacın hükümdar ve imtiyazlı kişilerce kullanıldığı bilinmektedir.Afyon, Çin'de ise 8. asırdan sonra üretilmiş ve tütün içmek yasak olduğundan Afyon kullanılmıştır. Bu alışkanlığın Çin'e intikalinin ise Formaza'dan olduğu iddia edilmektedir.Gelicikgillerden otsu bir bitkidir.Birçok çeşidi olup gövdesi toparlak şeklindedir.Tohumları barındıran etli çeperi çizilince , süt gibi bir sıvı sızar, havaya değince yavaş yavaş katılaşarak esmer bir renk alır. Buna Afyon Sakızı denir. Türkiye'de haşhaşın ekimi ve alımı devlet kontrolü ve izni altındadır.Yıllık 12.000 ton kadar haşhaş ekimi yapılır. Bunun büyük bir bölümü ise ilimiz sınırları içindedir